Bentderesi: Ankara’nın Hüzünlü Hikayesi

Resimler Ankara’nın Bentderesi’ne ait. Hemen kale surlarının dibi, diyor ki bir kaynakta;”Hatip Çayı kalenin eteklerinden geçerken “bendderesi” adını alır. Çayın kenarında bir sürü ağacıyla mesire yeriymiş Bentderesi. Çayda yüzüp ağaçların gölgesinde piknik yapıyormuş Angaralılar.

Tabi o zamanlar daha genelevler yok, Gökçek başkan değil, yıkacam düzleyeceğim buraları derken telefonla programa katılan seks işçisi “Sayın Gökçek ben bir orospuyum, yanımda 29 orospu daha var, otuzumuz bir araya gelsek senin gibi orospu çocuğu doğuramayız” gibi afidersiniz cinsiyetçi söylemlerde bulunmamış.

Seyranbağları’nda üzüm yeyip, Cevizlidere’de gölgelenir, Kavaklıdere’de çimerlermiş. Cebeci çayırında Hacer Buluş dinlemeyi de ihmal etmeden.

Sene 1957; Elmadağ’a bir dolu yağıyor, ardından yağmur. O dere Gülveren, Demirlibahçe’yi katıyor önüne Bentderesini de alıp Dışkapı’dan hipodroma kadar 1000 insan ve 3000 evi alıp götürüyor. Dönemin DSİ Müdürü Süleyman Demirel -vallahi – kapatıyor derenin üstünü yol yaptırıyor en fiyakalısından.

Zamanla; İstanbul’un Karaköy – Unkapanı karışımı, garip boyalı evleriyle “burası mıymış yaw orası” diye bi gözle minibüs bakan, bi gözle genelevleri görmeye çalışanların, aslında yasaklı, asil şehirlerinin kenar mahallesi oluveriyor Bentderesi. Ne Gökçek kaldı, ne genelevler, ne de bi çok Ankaralının yüreğine su serpen o cümleleri kuran o kadın. Çakma Angara evleriyle namusu kurtulmuş, sarı saçlı, sinekkaydı traşlı, botokslu bir yer yapıyorlar şimdi.

Ne yaparsanız yapın, kentlerin hafızaları bütün engellerinize rağmen çıkar gün yüzüne… Gölgesinde dinlenir bir nesil çayın kenarındaki ağaçların, koca bir selden aynı ağaçlara tutunarak kurtulur belki biri, o ağaçlardan yapılan iskeletlerle hapsedilir bir çay, üstüne yapılan yoldan geneleve gider bir gobel, aynı yoldan yürüyüp çiçekçilere gider bir kadın, yıkılan genelevin yerine yapılan bir konağı hacılar bir hacı… Kent değişir, anıları birikir en acısından, bir meraklı yaw Angara eskiden hep dereymiş diye yola çıkıp öğrenir Bentderesi’ni, kentini, yaşadığını sanıp da kıyısından geçtiğini farkederek, hayat gibi…

Nazan Karacabey